Menu
Menu

Blog

Mustafa Avkıran

Karşınızda Antalya Devlet Tiyatrosu’nda müdürlük yapmış; 5.Sokak, İsm 2. Kat, garajistanbul’un kurucularından olan Mustafa Avkıran duruyorsa bin düşünüp bir sormanız gerektiğini bilmeniz gerekir. Sözleştiğimiz saatte garajistanbul’da buluştuğumuzda  Mustafa Avkıran, selamlaştığımız andan itibaren tüm samimiyetini ve içtenliğini bizlere hissettirdi. garajistanbul’da Sabahlar Olmasın adlı matrak konserinin provasında yakaladığımız Avkıran’la Kuzey Güney dizisini, yeni konser projesini ve oyunculuğa dair çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

                  ENTELEKTÜELLER BU KONSERDE RAHAT RAHAT HALAY ÇEKEBİLECEK!

Sabahlar Olmasın adlı ‘’matrak’’ konser programınız var şimdilerde. İçip,kederlenip ağlamak yok mu?

Sabahlar Olmasın ismiyle müsemma bir proje. Bu ülkenin tüm eğlence kültürüne ait bir nazire, evet matrak bir şey. garajistanbul’da  2007’den bu yana İstanbul’un eğlence kültürü üzerine çok iş yaptık. Yaptığımız işlerden sonra bir şey fark ettik. Kayboluyor gazinolar, meyhaneler. Herkes Rum Meyhanesi, Girit lokantası arıyor ama yok buralarda. Sonra gittikçe müzik türlerinin ne kadar ayrıştığını fark ettik, Levent’te dinlenen müzikle Beyoğlu’nda dinlenen müziğin değişimini…

İçinde içki geçen şarkıları toplamaya karar verdim. Bir arşiv çalışması gibi. İçinde içki geçen şarkı ne var diye bayağı Bay Google’a sordum. Ve dökülmeye başladı, şimdi de bitmiyor hatta  (Gülüşmeler)

60’larda 70’lerde meğer herkes sarhoş olurmuş. Sarhoşluktan içermiş, aşk acısından, kaybetmişlikten…Tabii şarkıları elemeye başladık. Her makamdan ve her nameden olsun diye bir kural da koyduk kendimize. İçine mutlaka bir Rock parçası, Türk Sanat Müziği, arabesk, türkü koyduk. Bunların oluşturduğu harmoniyle çok ilgilendik. Hepsini birbirine birtakım anekdotlarla, metinlerle bağladık. Türkü bara gitmeye utanan birçok dinleyicinin bu konser ilgisini çekti. Entelektüeller burada rahat rahat halay çekebilecek. (Gülüşmeler)

Hak mı bu siz içeceksiniz çakır keyif olacaksınız seyirci buna “seyirci” kalacak. Masa altı götürmeceye izin var mı, yoksa hikâye hepimizi zaten sarhoş mu edecek?

Ben bu konserde içmiyorum; ama herkes çok fena sarhoş oluyor. Kimler kimler. Kuzey Güney ekibi geldi, ayık kimse kalmadı. Adını hatırlayan yoktu. Benim içkiyi özendirme gibi bir tutumum yok tabii ki; ama içkinin de durumu bu. Bazen sarhoş olup kalıbın dışına çıkmak, düpedüz rezil olmak iyidir.

‘’50 yaşımda içimdeki şarkıcıyı keşfettim’’ demişsiniz. Bu keşfin geç olması beraberinde bir pişmanlık getirdi mi?

Hiç pişmanlığım yok. Çünkü elli yaşıma kadar yaptığım o kadar çok iş var ki. Türkiye’de tanıdığınız tanımadığınız bütün oyuncularla oynadım, alınabilecek tüm ödüller sıralı duruyor. Bunu övünmek için söylemiyorum. Buna fırsat bulamamışım, zamanı şimdiymiş. Şarkı söylemek tiyatroda oynamak gibi değil tabii.

Peki bu keşifle birlikte müziğe olan bakışınızda nasıl bir değişim oldu?

İlk yaptığım iş 1989’da Prometheus’tur. O baştan sona müzikli bir oyundu. Sonra Mezopotamya Üçlemesi diye bir oyun yaptık, o da müzikli bir oyundu. Yaptığım işlerde Övül Avkıran’la paylaşımımız vardı. O işin daha çok hareket ve görsel tasarımını çözerken, ben  müzik ve ritim tasarımını yapıyorum. Yani ben dramaturgum, müzisyenim işlerimizde. Müziğe zaten çat diye gelmedim. Uzun zamandır müzik yapıyorum. Ama bir fiil şarkıcı olmak ilk defa. Bunun getirdiği yenilikler var; ses çalışıyorsunuz, ritim öğreniyorsunuz. Bunun çok başka bir enerjisi de var. O enerjiyle tanıştığım için çok memnunum.

                  SANATÇININ HER ZAMAN BAŞARISIZ OLMA LÜKSÜ VARDIR

 
 
 
 
 
 

Sabahlar Olmasın projesi bizi sizin yeni bir kimliğinizle tanıştıracak. Seyircilere bu kimliğinizle ‘’Merhaba’’ diyecek olmanız, ilk defa sahneye çıktığınızdaki heyecanı ve tedirginliği yaşattırdı mı?

Hissetmez olur muyum!  İlk konserimin birinci bölümü bittiğinde su fışkırıyordu gömleğimin yakasından. Kulise gittim, bir baktım yüzüm kıpkırmızı ve o kırmızılık hakikiydi. O zaman tansiyonumu ölçselerdi 25’e 15’i gösterirdi herhalde. İkinci bölüm başladığında biraz daha sakinleşmiştim; ama ter azalmamıştı. Beşinci konserde daha az terledim, daha hakimdim her şeye. O da öğreniliyor.

garajistanbul’a proje kabul ettirmek isteyenler için yaratıcılığa vurgu yapmışsınız. Peki siz yaratıcı olamamaktan ne zaman korkmaya başlarsınız?

Aslında ben hep korkarım. Her yeni işte korkuyorum. Sabahlar Olmasın işinde günlük uyku saatim sadece üçtü! Çünkü o tedirginlik ,eksikliği tamamlama arzusu hiç bitmiyor. Ama sanatçının her zaman başarısız olma ya da kötü iş yapma lüksü de var.  O yüzden hep kendimizi kuyuya, bilmediğimiz sulara atabiliyoruz. Benim için şarkı söylemek de böyle bir lüksü kullanmaktı. O kadar ödül al al, sonra çık şarkı söyle. Bunu niye yapıyorsun, kendi ayağına çelme takıyorsun bir anlamda.

Sadece  tiyatro oyunu alanı değil garajistanbul. Birçok alanda etkinlikler düzenleyerek  122.000 kişiyi misafir etmişsiniz. Hayal ettiğiniz başarı bu muydu?

Biz asla bir tiyatro açmadık, oyun oynansın diye burayı kurduk. 550 tane İTÜ’lü genç burada dans ettiler, bu da bizim için bir oyun. BirGün Gazetesi 10. Yılını kutladı. Türkiye’nin tüm solcuları konuştular burada, bu da bizim için bir oyun. İlk tiyatro oyununu oynayan, ilk defa sahneye çıkan insanlara da yer açan bir mekan oldu garajistanbul.

                  BU TOPRAKLARDA BABA-OĞUL HİKAYELERİNDEKİ TRAVMA ÇOK AĞIR

 
 
 
 
 

Mantar gibi  türeyen diziler balon hızıyla sönmeye başlar oldu. Bu sirkülasyonu neye bağlıyorsunuz?

Dizi parametrelerenin bizim bildiğimiz parametreler olduğunu düşünmüyorum. Bir yapım şirketinin hangi kanalda, hangi saatte, hangi gün, hangi hikâyeyle, hangi makyözle, hangi oyuncularla var olduğunun mühim olduğu bir şeyden söz ediyoruz. Bazen hepsinin iyi olup, bazen işin kötü olduğu örnekler de var karşımızda. O zaman sektör reklam alan ve reklam verenle ilintili olduğu için o ölçüm denilen aletin bazen demokles kılıcı gibi olduğunu görüyoruz. Bu aralar hatta hiç yayınlanmadan kalkan diziler de var. Yani o zaman ölçüm aleti de değil baz alınan.

Tiyatroda alkışlarla çoşan oyuncuyu, dizinin sanal reytingi ne kadar doyurur?

Sert bir şey bu söyleyeceğim. Birinde 6 milyon seyrediyor, diğerinde  25 ya da 30 kişi seyrediyor. İki alkış aynı değil kesinlikle. Bazen Kuzey Güney’deki benim oynadığım karakterimin sözünü yolda bana söyleyen seyirciler var. Oyundaysa söylediğim bir sözü ne olduğunu dinlemeyen var. Alkış denilen şey hâlâ var tabii ki bizim için yoksa niye ben burada çıkıp şarkı söyleyeyim. Kuzey Güney setine 150 kişi gelip, görmek için birbirini itiyorlar. Orası da bir sahne. Dilimizi değiştirmemiz gerekiyor. Sahne gerçeği diye bir şey yok . Acting (oyun) diye bir gerçek var ortada. O oyun her yerde oynanıyor: televizyonda, sinemada, tiyatroda… ‘’Ben bu işi 15 milyona seyrettireceğim, gün birincisi olacağım’’ diyenin yaptığı da bir oyun, ’’ben bu oyunu tiyatro sahnesinde 40 kişiye seyrettireceğim ‘’diyenin yaptığı da.

Kuzey Güney’deki Sami karakteriniz için ‘’Şu an en heyecan verici maceram’’ demişsiniz. Heyecanlar ilk andaki diriliğini yitirir zamanla. Siz bu sürekliliğinizi nasıl sağlıyorsunuz?

Babama bakarak sağlıyorum. Çok fazla erkek hikâyesi var benim hayatımda da. Babamla her telefon konuşmamda Sami’yle konuşuyorum sanki ve babam da bu gerçekliği biliyor. Ben aramazsam mesela yirmi gün aramaz. Biz yine bir baba sahnesi çektik yakın zamanda, setteki tüm erkekler ağladı. Şaka gibi! O zaman anlıyorsunuz, bu topraklarda baba-oğul hikâyelerindeki travmanın ne kadar ağır olduğunu.

Röportaj: Gizem KURT

Garaj Istanbul
www.garajistanbul.org

Back to Blog
Back to Blog